2008'de evlendik kocacığımla. 2006'nın son aylarında tanışıp 2007'de aşık olduk. Canım o benim.. Çok farklıyız bazen, ama bazen de çok aynıyız.. Benzerlikler de farklar da hayatın tuzu-biberi-şekeri nasılsa, çok takılmamak lazım bana göre.. Fakat ikimiz için de hayatımızın en önemlisi, en güzel şeyi, en büyük tutkusu, heyecanı, yorgunluğu, son zamanlardaki uykusuzluklarımızın, artarak devam eden neşemizin, mutluluğumuzun, sevgimizin, planlarımızın sebebi, kısacası hayatımızdaki en parlak rengin adı aynı, ona şüphe yok.. Aren!
2011'in sonunda ailemize katıldı oğlumuz, geleceğini 9 ay boyunca bangır bangır, avaz avaz bağırdı, bayram sabahı bana yeri göğü inlettirerek geldi:))
Zor bir hamilelik ve çok zor bir doğum, hamilelik nedeniyle alınan 35 kilo, hala süren uykusuz geceler falan filan, hiçbirini hatırlamıyor insan, hiçbirini önemsemiyor bebeğinin gülümseyişini görünce. Hele o geç de olsa gelen "nne" sözcüğü yok mu, büyü gibi, tılsım gibi...
Ama hamilelik yine de benim için çok parlak anılar içermiyor; "fazla yürüme, yüzme, araba kullanma, bulaşık makinesine tabak bile koyma, hüzünlü kitap okuma (6 aylık hamileyken Leyla'yı okuduktan sonra çektiğim sancıyı bir ben bilirim..), tatile gitme... " diye devam eden bir sürü yasaklar, herkesin bütün bunları hamilelik kaprisi ve şımarıklığı sanması, tekrar tekrar neden yattığımı açıklamak ama herkesin yine de " ama ben hamileyken.., acaba senin doktorun mu abartıyor.." diye başlayan cümleleri, hiç kesilmeden saatlerce devam eden doğum sancım... Yok yok bu kısmı sanırım bilerek unutuyorum ben, ya da unutmak istiyorum. İkinciye karar verirsem bunları yaşamayacağımı biliyorum en azından, bu da benim diğer tesellim...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder